İnsanlık Tarihinin Karanlık Yüzü- Savaşlar
1 Haziran

İnsanlık Tarihinin Karanlık Yüzü- Savaşlar

Ali Açıkgöz

Yönetim Danışmanı

Diyarbakır

Dünyanın en başarılı türü olduğu kadar, en vahşi ve en yıkıcı türüdür insan. Son beş bin yılın herhangi bir dönemi hakkında, tarihçi Arnold Tonybee’nin “insan ilişkilerinde su yüzüne çıkan korkunç günah” dediği şey karşısında dehşete düşmeden bir tarih kitabı okumak mümkün değil. Birçok tarihçi tarihin başlangıcı olarak M.Ö. 3500’de ortaya çıkan Mısır ve Sümer uygarlıklarını kabul eder. Tarih, o günden bu güne aralıksız bir şekilde devam etmiş, bitip tükenmeyen bir savaşlar kataloğundan başka şeye benzemiyor: sınır mücadeleleri, köle ya da kurban olarak insan toplamak amacıyla yapılan akımlar, yeni toprak elde etmek ya da devletin gücünü artırmak için yapılan işgaller… Aslında savaşma için görünen sebepler çok da önemli değil; asıl önemli olan insanların çatışmak için duyduğu ihtiyaç!

Bazı hormonlar ya da kaynakları ele geçirmek için başkalarıyla rekabet etmemizi sağlayan ve her şeyin ötesinde amacı hayatta kalmak olan “bencil genler” ileri sürülerek, bazen savaşın doğal olduğu söyleniyor. Ancak bu görüşle çelişen iki önemli gerçek var.

Birincisi, savaş diğer canlıların kesinlikle bilmediği bir olgu. Goriller ve şempanzeler gibi saldırgan davranışlar sergileyen bazı primatlar var, ancak saldırganlıkları kesinlikle insanın savaş tutkusuyla kıyaslanamaz. Onlar bu davranışı, sadece doğal yaşam alanları tehdit edildiğinde sergiliyorlar. Sadece beslenme alışkanlıkları bozulunca saldırganlaşıyorlar. Şempanzelerin uyguladığı şiddetin, insanlığın yol açtığı ekolojik sorunlar nedeniyle ortaya çıktığı kesin.

Psikolog Erich Fromm’un dediği gibi, “eğer insanın ‘içkin’ saldırganlığı doğal ortamlarda yaşayan şempanzelerinki kadar olsaydı, barış dolu bir dünyada yaşıyor olurduk.”

Diğer türler çok barışsever. Elbette bir çok hayvan yemek için diğer türleri öldürüyor. Ancak Denne’in Savaşın Kökeni adlı kitabında belirttiği gibi, bunun dışında “hayvanlar aleminde, soykırım, savaş, katliam, zalimlik, sadizm gibi kavramlar kesinlikle yok.” Avlanmak ve ara sıra başkalarının yavrularını öldürmek hariç, hayvanlar arasında gözlemlenen tek şiddet biçimi Dennin’in “ bireyler arası törensel kavgacı davranış” dediği üstünlük kurma ve çiftleşme adına gösterilen grup içi saldırganlık. Ancak bu durumlarda bile hayvanlar gerçek kavgaya girmiyor. İnsan öldürmenin önüne geçen iç güdülere sahip olmayan nadir türlerden biri. Diğer gruplara karşı topluca saldırganlık gösteren ve onları fethetmeye çalışan tek tür.

İkincisi, savaş insanlık kadar eski değil, aksine – en azından türümüz söz konusu olduğunda- nispeten yakın zamanda ortaya çıkan tarihi bir gelişme. İlk insanların modern insandan çok daha saldırgan, savaşçı ve ilkel vahşiler olduğuna dair varsayım hala söz konusu. Ancak son birkaç on yıldır yapılan arkeolojik ve etnografik çalışmalar bunun doğru olmadığını kanıtladı.

İlk insanlar hakkında toplanan verileri inceleyen Dennen, çoğunun belirgin olarak savaş karşıtı olduğunu ve savaşa başvurmadığını ya da temelde savunma amaçlı başvurduğunu belirtiyor ve ancak küçük bir azınlığın ılımlı ölçülerde, düşük yoğunluklu ve/veya ritüelleşmiş yaptığı sonucunu paylaşıyor. Antropolog Ferguson ise “kanıtların savaşların insanlık tarihinde oldukça yeni bir gelişme olduğunu ve eski kuşaklar basit bir yaşam süren göçebe avcı toplayıcılar olmaktan vazgeçtiğinde ortaya çıktığını gösteriyor” diye yazdı.

Savaşların yaklaşık MÖ. 4000’de başladığı söylenebilir. Ancak insanlar bu tarihten itibaren, adeta kaybedilen zamanı telafi etmek istercesine gezegenimizin büyük bir kısmını daimi bir savaş alanına dönüştürdü.

Kaynak: Steve Taylor’un “Çöküş” adlı eserinden alınmıştır.